25 Ağustos 2008
22 Ağustos 2008
cimbombomum benim...
malum yarın turkcell süper lig başlıyor. yine uzun bir süre futbol konuşulacak...
burası futbol blogu değil. futbolu da sanırım ilk kez yazıcam. ama yeni sezon öncesi böyle bir yazı yazasım geldi. takımımın yani galatasarayın bu sezonki durumunu yorumlamak istedim kendimce...
öncelikle kaleden başlayalım... orkun, de sanctis, aykut ve fırat... galatasarayın şu an için en kalabalık ama bir o kadar da problemli bir yeri gibi görünse de bence öyle değil. şu bir kesin ki bu sene galatasarayın birinci kalecisi olmayacak. formayı kim daha çok iyiyse o alıcak. fırat'ın bu sene de forma bulması zor gözüküyor ama aykut gibi sabretmesi lazım onun da çünkü yetenekli bir kaleci. orkun'un bu sene biraz gerilerde kalıcağını düşünüyorum ama 'deli' orkun bizi şaşırtabilir. de sanctis ve aykut takımın kalesini koruyacak asıl isimler gibi duruyor. de sanctis şu an bence türkiyedeki en yetenekli kaleci. udinesiyi bir kaç oyuncuyla beraber taşıyanlardan... takıma alışması lazım sadece. aykutu her zaman sevmişimdir ve galatasarayın kalesini koruyacak kapasitede olduğunu düşünüyorum ama bazı eksikleri var. yan topları mesela... bence galatasaray kalesini rakibe göre koruycak kişi belirlenmeli. mesela kanatlardan yüklenen, hava toplarıyla gol arayan rakibe de sanchis, ara toplarıyla, kontrataklarla yüklenen takıma aykut...
gelelim defansa. galatasarayın en sağlam yerlerinden... türkiye liginin şu an çok üstünde ve bence çok az gol yerler. solda hakan balta, volkan ve alparslan. hakan balta ergünden sonra soğukkanlı sol kanat açığını kapattı galatasarayda. kademelere iyi giriyor ve sürpriz goller atıyor. volkan hücuma daha çok katılan bir kanat ama defansında eksiklikler var. yine rakibe göre oynayacak seçilmesi lazım. alparslan genç ve pek tanımıyorum ama geçen sene alınan serkan ve barışı düşününce vardır bir bildikleri diyorum. sağ bek eksik gibi şu an ama uğur dönüp forma girerse hiç hissedilmez bu eksiklik. o zamana kadar sabriye sabretmek lazım. defansın ortası süper denilebilir heralde. servet, emre aşık, emre güngör ve meira. diyecek bir şey yok... genç murat ve semih ise tecrübe kazanmalı...
orta saha da alternifi bol ve sorunsuz görünüyor galatasarayda... mehmet topal biraz formsuz, medya tarafından kafası karıştırılmaya çalışılıyor ama toparlıyacağına inanıyorum. linderoth umarım şanssızlığını kırar ve takıma döner. büyük roller alır bence bu sene. barış, ayhan, sabri, hasan ne zaman görev versen elinden geleni yapıcak oyuncular. başarıya aç ve patlamaya hazır ferdi, mehmet güven ve aydından (özellikle aydından) sürpriz bekliyorum. kewell sakatlanmazsa türkiye liginin yıldızı olur. arda bildiğimiz arda... lincolnden bıktım diyebilirim ve artık antipatik olmaya başladı. medya da biraz dolduruşa getiriyor ama o da hiçbir şey yapmıyor gerçekten. yeteneğini tartışmaya gerek yok ama oynamıyor adam... yedek başlayıp ikinci yarıda oyuna giren bir oyuncu olarak çok yararlı olur diyorum. favori orta saham solda kewell, sağda hasan şaş, ortada linderoth ve topal önlerinde de arda...
forvet biraz sorunlu gibi dursa da bence orası da alternatifi bol... transfer tabi ki de iyi olur ama sıradan bir forvet almaktansa hiç almamak daha iyi. şöyle brezilyadan arjantinden 18 19 yaşında bir forvet getirseler ne güzel olur ama nerdeee... neyse ümit ve nondayı tartışmaya gerek yok. arkadan yaser, erhan ve serkan geliyor. galatasaray gol sorunu çekmez bence bu sene... özellikle erhana dikkat... yasere de dikkat...
skibbe'ye gelirsek... kendisi hakkında pek bilgim yok. ama bu genç yaşına rağmen kariyeri çok iyi. tek eksiği almanya dışı tecrübesi olmaması. elinde malzeme bol... ama fantazi yapmaması lazım. dönüşümlü olarak bütün oyuncuları iyi kullanırsa hiç sorun olmaz. sonuçta kimi oynatırsa oynatsın yedek kulübesinde her zaman girer girmez oyuna etki edecek gerek defansta gerek hücumda oyunu değiştiricek oyuncular olucak... bunları iyi kullanmalı diye düşünüyorum.
galatasarayın bu sene ligde zorlanmadan şampiyon olmasını bekliyorum... ama büyük konuşmamak lazım. her an her şey olabilir. avrupada da başarı bekliyorum. şampiyonlar liginde gruplardan çıkar minumum ama benim gönlümde şükrü saraçoğlunda uefa kupasını kaldırmak var. o yüzden üçüncü olunup elenirse üzülmem aksine sevinirim bir yandan...
neyse bitiriyim... son olarak galatasarayıma yeni sezonda başarılar diliyorum...
not: alakalı şarkı bulamadığım için bu posta şarkı koyamadım...
burası futbol blogu değil. futbolu da sanırım ilk kez yazıcam. ama yeni sezon öncesi böyle bir yazı yazasım geldi. takımımın yani galatasarayın bu sezonki durumunu yorumlamak istedim kendimce...
öncelikle kaleden başlayalım... orkun, de sanctis, aykut ve fırat... galatasarayın şu an için en kalabalık ama bir o kadar da problemli bir yeri gibi görünse de bence öyle değil. şu bir kesin ki bu sene galatasarayın birinci kalecisi olmayacak. formayı kim daha çok iyiyse o alıcak. fırat'ın bu sene de forma bulması zor gözüküyor ama aykut gibi sabretmesi lazım onun da çünkü yetenekli bir kaleci. orkun'un bu sene biraz gerilerde kalıcağını düşünüyorum ama 'deli' orkun bizi şaşırtabilir. de sanctis ve aykut takımın kalesini koruyacak asıl isimler gibi duruyor. de sanctis şu an bence türkiyedeki en yetenekli kaleci. udinesiyi bir kaç oyuncuyla beraber taşıyanlardan... takıma alışması lazım sadece. aykutu her zaman sevmişimdir ve galatasarayın kalesini koruyacak kapasitede olduğunu düşünüyorum ama bazı eksikleri var. yan topları mesela... bence galatasaray kalesini rakibe göre koruycak kişi belirlenmeli. mesela kanatlardan yüklenen, hava toplarıyla gol arayan rakibe de sanchis, ara toplarıyla, kontrataklarla yüklenen takıma aykut...
gelelim defansa. galatasarayın en sağlam yerlerinden... türkiye liginin şu an çok üstünde ve bence çok az gol yerler. solda hakan balta, volkan ve alparslan. hakan balta ergünden sonra soğukkanlı sol kanat açığını kapattı galatasarayda. kademelere iyi giriyor ve sürpriz goller atıyor. volkan hücuma daha çok katılan bir kanat ama defansında eksiklikler var. yine rakibe göre oynayacak seçilmesi lazım. alparslan genç ve pek tanımıyorum ama geçen sene alınan serkan ve barışı düşününce vardır bir bildikleri diyorum. sağ bek eksik gibi şu an ama uğur dönüp forma girerse hiç hissedilmez bu eksiklik. o zamana kadar sabriye sabretmek lazım. defansın ortası süper denilebilir heralde. servet, emre aşık, emre güngör ve meira. diyecek bir şey yok... genç murat ve semih ise tecrübe kazanmalı...
orta saha da alternifi bol ve sorunsuz görünüyor galatasarayda... mehmet topal biraz formsuz, medya tarafından kafası karıştırılmaya çalışılıyor ama toparlıyacağına inanıyorum. linderoth umarım şanssızlığını kırar ve takıma döner. büyük roller alır bence bu sene. barış, ayhan, sabri, hasan ne zaman görev versen elinden geleni yapıcak oyuncular. başarıya aç ve patlamaya hazır ferdi, mehmet güven ve aydından (özellikle aydından) sürpriz bekliyorum. kewell sakatlanmazsa türkiye liginin yıldızı olur. arda bildiğimiz arda... lincolnden bıktım diyebilirim ve artık antipatik olmaya başladı. medya da biraz dolduruşa getiriyor ama o da hiçbir şey yapmıyor gerçekten. yeteneğini tartışmaya gerek yok ama oynamıyor adam... yedek başlayıp ikinci yarıda oyuna giren bir oyuncu olarak çok yararlı olur diyorum. favori orta saham solda kewell, sağda hasan şaş, ortada linderoth ve topal önlerinde de arda...
forvet biraz sorunlu gibi dursa da bence orası da alternatifi bol... transfer tabi ki de iyi olur ama sıradan bir forvet almaktansa hiç almamak daha iyi. şöyle brezilyadan arjantinden 18 19 yaşında bir forvet getirseler ne güzel olur ama nerdeee... neyse ümit ve nondayı tartışmaya gerek yok. arkadan yaser, erhan ve serkan geliyor. galatasaray gol sorunu çekmez bence bu sene... özellikle erhana dikkat... yasere de dikkat...
skibbe'ye gelirsek... kendisi hakkında pek bilgim yok. ama bu genç yaşına rağmen kariyeri çok iyi. tek eksiği almanya dışı tecrübesi olmaması. elinde malzeme bol... ama fantazi yapmaması lazım. dönüşümlü olarak bütün oyuncuları iyi kullanırsa hiç sorun olmaz. sonuçta kimi oynatırsa oynatsın yedek kulübesinde her zaman girer girmez oyuna etki edecek gerek defansta gerek hücumda oyunu değiştiricek oyuncular olucak... bunları iyi kullanmalı diye düşünüyorum.
galatasarayın bu sene ligde zorlanmadan şampiyon olmasını bekliyorum... ama büyük konuşmamak lazım. her an her şey olabilir. avrupada da başarı bekliyorum. şampiyonlar liginde gruplardan çıkar minumum ama benim gönlümde şükrü saraçoğlunda uefa kupasını kaldırmak var. o yüzden üçüncü olunup elenirse üzülmem aksine sevinirim bir yandan...
neyse bitiriyim... son olarak galatasarayıma yeni sezonda başarılar diliyorum...
not: alakalı şarkı bulamadığım için bu posta şarkı koyamadım...
21 Ağustos 2008
19 Ağustos 2008
15 Ağustos 2008
13 Ağustos 2008
12 Ağustos 2008
11 Ağustos 2008
10 Ağustos 2008
07 Ağustos 2008
sıkı can iyidir, tez çıkmaz...
efendim, bu blogun halinden, gidişatından memnun değilim ben... yazmaya başlarken böyle bir blog hayal etmemiştim. daha kişisel bir şeyler yazmaktı amacım ama şartlar farklı bir şeye götürdü bu blogu.
ama olsun. hiçbir şey için geç değildir. bugünden itibaren kişisel şeylerle de doldurucam bu blogu. öyle istiyorum çünkü.
son birkaç gündür içimde bir sıkıntı var. hani böyle nedenini bilmediğiniz garip bir duygu olur ya içinizde, anlam veremezsiniz, birşey yapmak istemezsiniz falan. işte o var ben de. bir bitkinlik, bıkkınlık var bende.
nedeni ne olabilir acaba? yazın ortasında ankarada çürüyorum. izmiri özledim... canım boyoz çekti. barışarock gidemiyorum param yok( bir hafta sonra olsa ne olurdu sanki). koskoca evde yalnızım... hiç derse gidesim yok... evden çıkasım yok... yataktan çıkasım yok... şöyle aşık olup, seveceğim biri yok.
bu yazıyı yazarken annem aradı ve yazmak istediğim yazıya yeni bir boyut kattı... başlığı bile değiştirdim, o derece... 'napıyorsun' dedi. 'napıyım anne evdeyim oturuyorum işte' dedim. 'sıkılıyorum' dedim. ve benim hayatımı mahveden sözlerden birini sarfetti yine... 'sıkı can iyidir, tez çıkmaz'...
annem bu lafı küçüklüğümden beri söyler bana... sürekli sıkılanbir çocuktum ben. bu lafı anlayana kadar uzun zaman geçti. 'anneme sıkılıyorum dedim bana sıkıcan dedi. neyi sıkıcam ki? tez ne demek?? nerden çıkmıyor ki bu tez? ne demek lan bu...' bunları düşününce tabi sıkılma falan kalmaz.
ama yıllar geçtikçe, sürekli bu monotonluk yedi bitirdi beni. neyin var diyor, sıkılıyorum diyince robot gibi aynı söz. çok yardımcı oldun, derdime çare buldun anne...
hayır, şu an lafın tam olarak ne anlama geldiğini anlıyorum ama mantıksal açıdan yine bir anlam veremiyorum. sıkı can niye tez çıkmıyor ki?... eğlenen adam küt diye gidiyor mu?? böyle bir bilimsel deney var mı? 50 tane eğlenen ve 50 tane sıkılan adam üzerinde yapılmış bir araştırma falan? yoksa fareler üzerinde mi test edilmiş? isviçre bilim adamları yapmıştır kesin bu deneyi... isviçre ne refah bir toplumdur ki bilim adamları saçma sapan şeyler araştırıyor. peki bu intihar edenler falan hayattan sıkılanlar değil mi? eee ne diye ölüyor bunlar?? yoksa zevkten mi intihar ediyorlar?...
yine saçmalamaya başladım ben. kendi iyiliğim için bitiriyim yazıyı...
bir de dayım 'sıkma canını, okşa patlıcanı' derdi bana. lan bu küçücük çocuğa söylenir mi? buna da az kafa yormamıştım ben...
bak hala bitiremiyorum yazıyı. bitirdim...
offf, ne pis bir çocukluk geçirmişim lan ben...
bak hala!!
05 Ağustos 2008
rektörlerimiz seçildi çok şükür...
Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe atandı. üniversitedeki seçimde 297 oyla birinci olan türban karşıtı bildiri yayınlayan üniversitelerarası kurul başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın değil...
Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç atandı. üniversitedeki seçimde 148 oy alan Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Naime Canoruç değil...
Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Füzün atandı. üniversitedeki seçimde 564 oy alarak Mehmet Füzün'ü üçe katlayan Prof. Dr. Sedef Gidener değil...
Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Rıza Ayhan atandı. üniversitedeki seçimlerde 732 oy alıp en yakn rakibine 348 oy fark atan eski rektör Prof. Dr. Kadri Yamaç değil...
İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Muhammed Şahin atandı. üniversitedeki seçimlerde 362 oy alan Prof. Dr. Hüseyin Faruk Karadoğan değil...
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hüseyin Akan atandı. üniversitedeki seçimde 262 oyla birinci olan Prof. Dr. Murat Aydın değil...
Uludağ Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Medet Mete Cengiz atandı. üniversitedeki seçimde 254 oy alarak birinci olan Prof. Dr. Merih Yurtkuran değil...
Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsmail Yüksek atandı. üniversitedeki seçimlerde 211 oy ile birinci olan Prof. Dr. Durul Ören değil...
*************************************
bu atamaları gerçekleştiren sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün partisi AKP seçimlerden yüzde 47 oy alarak birinci çıktıklarını ve halkın iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini savunuyor...
ilginç...
04 Ağustos 2008
Sinema tarihinin unutulmazları no 1- Ladri di biciclette
efendim karar verdim yeni bir yazı dizisine başlıyorum... gören de hürriyette araştırmacı yazarım(!) zannedicek...
neyse, sinema tarihinin başyapıtları kabul edilen, her biri yeni bir çığır açmış ve alanının en iyi filmleri kabul edileni mutlaka izlenmesi gereken unutulmaz filmleri yazacağım... eğer izlediyseniz yorumlarınızı paylaşırsanız, izlemediyseniz de benim tavsiyemle izleyip yine yorumlarınızı paylaşırsanız çok bahtiyar olurum...

ilk filmimiz italyan sinemasının usta yönetmenlerinden vittorio de sica'nın 1949 yapımı 'neo realismo' akımının en önemli örneklerinden biri kabul edilen 'ladri di biciclette'(türkçesi 'bisiklet hırsızları') filmi. çoğu yönetmenin hayatımı değiştiren filmlerden, yönetmen olmamı sağlayan filmlerden dediği bir film.
şimdi bu filmi anlatmaya başlamadan önce 'neo realismo'dan yani yeni gerçekçilik akımından bahsetsem biraz daha iyi olur sanırım... faşist italya zamanında mussolini tarafından kurulan italyan film endüstrisi 'cinecitta', 'beyaz telefon filmleri' adı verilen faşizm propagandası yapan, 2. dünya savaşı sonrası italyan toplumunun gerçeklerini yansıtmayan ve burjuva yaşam tarzını anlatan filmler yapıyordu. işte bu tür filmlere tepki amaçlı doğduğu 'neo realismo'... rosellini, fellini, visconti, de sica gibi yönetmenlerin öncülüğünde doğan bu akımın filmleri toplumsal gerçeklere dayanan belgesel tadında filmlerdi. yani sinemanın sokağa çıkması gerektiğini savunuyordu. 'sanat toplum içindir, toplumu bilinçlendirmelidir' diyordu. bu akımın en önemli özellikleri stüdyo çekimlerinden ziyade sokakta yapılan, az efekt, doğal ışık kullanımı içeren, amatör oyuncuların oynadığı ve toplumun yaşadığı sorunlara parmak basan düşük bütçeli filmlerdi.
işte 'bisiklet hırsızları' yukarıda bahsettiğim 'neo realismo'nun tüm özelliklerini taşıyan bir film... amatör oyuncular -ki oyuncuların perfomansı olağanüstü,yönetmenin oyuncu yönetimindeki ustalığı kendini göstermiş-, dış çekimler, ve savaş sonrası italyan toplumunun sefaletini gösteren bir senaryo...
baba ricci iş arayan ve evini geçindirmeye çalışan bir adam. bir gün işçi bulma kurumu ona bir iş imkanı sağlıyor. afiş asıcak... ama mutlaka bisikleti olması lazım. evdeki eski çarşafları rehin bırakarak bir bisiklet alıyor. ama işinin ilk gününde çaldırıyor bisikleti...
işte film burdan sonra başlıyor. bisikletini aramaya başlıyor küçük oğluyla ricci... o bisiklet ki onun her şeyi... onu kaybetmek demek ailesini geçindirme umudunu kaybetmesi demek. çünkü bu iş sayesinde yeterli para kazanacağını düşünüyordu.
de sica bu arayış içerisinde baba ve oğulun psikolojilerini yani toplumun psikolojisini inanılmaz bir biçimde gözler önüne seriyor. babanın çaresizliğinin onu sürüklediği yolları ve çocuğun babasına olan güveninin ve hayranlığın yükselişini ve alçalışını sinemanın diliyle anlatıyor bizlere...
filmle ilgili daha fazla spoiler vermek istemiyorum. sadece mutlaka izleyin bu filmi diyorum.
son olarak ilginç bir not filmle ilgili... filmin yönetmeni ve 'neo realismo'nun en önemli yönetmenlerinden vittoria de sica yukarda bahsettiğim 'beyaz telefon filmleri'nin aranan oyuncularındanmış... enteresan...
dipnot: bu filmin alessandro cicognini'nin yaptığı harika bir soundtracki vardır. gönül ister ki bu posta o şarkıyı koyayım ama internette bulamadım o şarkıyı bir türlü... bulabilen olursa ve bana gönderirse minnettar olurum.
01 Ağustos 2008
para maçı...
para maçını kim oynamamıştır ki...
ortaokul, lise yılları... üç adet bozuk para, iki öğrenci ve ateşli bir taraftar topluluğu... teneffüslerin, boş derslerin ve hatta dolu derslerin vazgeçilmez aktivitesi.
ligini bile yapmıştık biz bunun. bir fikstür çıkartmıştık, hangi gün, hangi teneffüs, kimin kiminle maç yapacağı belliydi. 4 ayrı masada, hakemler eşliğinde... 2. olmuştum averajla. son iki haftaya lider girmiştim. ligin zayıf ekiplerinden(!) birine tenefüsün kısa sürmesi sonucu yenilince kaptırmıştım liderliği... az mızıkçılık yapmamıştım maçın tekrar edilmesi için ama olmadı işte.
basketbol oyunu da vardı bunun. hatta eğik bir masada parayı dik tutup köşesine vurarak döndürmek suretiyle orta açılan ve bir takım arkadaşın üfleyerek gol aradığı bir türü de vardı... bir paradan ne kadar da çok oyun çıkarmıştık...
niye peki bu nostalji?? efendim internetten buldum tekrar para maçını. euro 2008 için yapmışlar ben yeni keşfettim. yarın önemli bir sınavım var, çalışmaya bugün başladım ama ben 10 dakika çalışıp, yarım saat bu oyunu oynuyorum... internetten oynanan en iyi oyun benim gördüğüm... dikkat bağımlılık yaratabilir...
işte oyun burda...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)