efendim önümde uzun bir yol var. maksat hem çalışmak, hem de tatil yapmak... biraz da birşeyler öğrenmek. bir 10-15 gün yokum. belki merak eden olur diye şey ettim...
haydarpaşa garında elimde bavulum, merdivenlerde istanbula bakarken söylemedim bu sözü...
şehrin ortasında bir otobüs firmasının kendisine özel lüks garajında, bir elimde laptop çantası, diğerinde spor bir çanta varken de söylemedim. yakışmazdı çünkü oraya bu söz. haksız rekabet sayılırdı çünkü bu. maça önde başlamak...
yine de geçirdim içimden. bahis oynanabilse iddada benim galibiyetime 1'e 1.3 falan verirdi heralde...
ama nerden bilebilirdim ki istanbula 5 handikap verildiğini... 5 fark atamadım. yendiğimi sanıyordum ama oysa berabere kalmıştım. yenilmemiştim ama yenememiştim. yenmiştim ama ezememiştim...
ayrıldım istanbuldan... izmirdeyim şimdi. izmirin kurtuluşunu kaçırdım ama atlas deneyini yakaladım. dünyanın bir kara delik tarafından yok edilmesini kendi şehrimden izleyeceğim belki...
ama ben bu deneyin öyle dünyanın sonunu getireceğini falan düşünmüyorum. anladığımdan falan değil de koskoca stephen hawking bile bir bok olmaz dedi... o adama güvenirim ben. o ne dese inanırım... bir şey olmaz bence, içinizi ferah tutun...
yalnız televizyonda duydum. bilmem kaç milyon dolar harcanmış bu deneye... tarihin en pahalı deneyi. ulen iki parçacığı çarpıştırcaksınız bu kadar yaygara koparılır mı?
şimdi o parayla ne açlar doyar falan diyecem ama çok klasik olacak... en azından silah endüstrisine kullanılmadı diyecem ama dünyanın yok olma riski var lan!! ayrıca einstein yıllar sonra yaptığı bir araştırmanın dünyanın en ölümcül silahına dönüşüp japonyada milyonlarca insanın öleceğini bilemedi... belki de masum insanların üzerine parçacıklar atılacak... olur olur yani...
lan nerden nerey geldim. kimbilir kaç parçacık çarpışmıştır ben bunları yazarken...
o değil de bir daha ki kara delik ikimizin olsun mu sevgilim??
uzun zamandır yazmıyordum bloga. bir haftadan fazla oldu heralde... yazmama sebebim basit aslında. internete girecek pek vakit bulamıyorum. girdiğim dönemlerde de maillerimi okumak, şöyle bir tur atmaktan yazmaya zaman olmuyor.
işin ilginci, bu kadar uzun zamandır yazmamama rağmen, yazıya başlarken ne yazacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. hala da yok... allaha emanet gidiyoruz yani. mesela iki cümle sonra ne yazıcağımı bilmiyorum. merak ediyorum ama bilmiyorum. belki de şu an yazma sebebim bu bilinmezlik. aaa demek ki bunu yazıcakmışım iki cümle sonra. evet... acaba birazdan ne yazacağım...
yani efendim gelmek istediğim nokta şu. şu son bir haftada yazıcak hiç bir şey biriktirmemişim. hani yazının başında dedim de ya, yazıcak zaman yok, o yüzden yazmıyorum diye... yalan. yani istesem aslında yaratırdım zaman.
acaba diyorum sıkıldım mı blog yazmaktan. yani yazasım yok mu artık? bir başka gelip geçici heves miydi blog?
çok çabuk sıkılan bir insanım efendim. hobileri, yaptıkları, yapmak istedikleri, yapıcakları sürekli değişen bir insanım. kendime verdiğim sözleri tutamam.
mesela şu güne kadar şunu yapıcam. yapmazsam şöle kötü bir şey olsun gibi yeminler ederim içimden. yapmam ama, ya da yapmak isterim ama yapamam... en sevmediğim özelliğim bu heralde.
'kardeşim ne abarttın lan. alt tarafı bir haftadır bir şey yazmıyorsun. söylemesen onu da farketmiycektik. ister yazarsın ister yazmazsın, çok da tın' diyebilirsiniz. ama burda olay yazmak, ya da blog değil... burda olay kendimle olan kavgam. sadece blog değil tüm yapmadıklarım ve yapmayacaklarım...
bak ne yazcağımı bilmiyorum diyordum, yazdım lan baya bir şey. yeter şimdilik bu kadar. belki haftaya yazarım bir tane daha, belki bir ay sonra, belki yarın, belki de hiç...
ama yazıcam yine. yazmazsam, galatasaray şampiyon olamasın bu sene...