28 Temmuz 2008
25 Temmuz 2008
23 Temmuz 2008
22 Temmuz 2008
20 Temmuz 2008
19 Temmuz 2008
trt ve sansürcü zihniyet
efendim bir önceki yazıda bahsetmiştim böyle bir yazı yazacağımdan...
dün gece trt2 de izledim 'kirazın tadı'nı... bu filmde çoğu izleyicinin gözünden kaçabilecek çok önemli ve küçük bir ayrıntı vardı. açıklıyım...
efendim filmde kahramanımızın arabaya aldığı bir asker vardı. trt'nin dublajına göre bu asker kendisinin azeri olduğunu söylüyordu. buraya kadar herşey normal. tabi filmin orjinalinde askerin kürt olduğunu bilmiyorsanız... evet, trt aslında ben kürdüm diyen askeri azeri olarak tanıtıyordu biz sinemaseverlere...
bir film özgün bir sanat eseridir. bir tablo gibi, ya da bir heykel gibi. bu eseri halka gösteren kişi ya da kurumun bu eserin en ufak bir yerini değiştirmesine hakkı yoktur. madem değiştirceksin göstermezsin.
kürt yerine azeri demek küçük bir ayrıntı,evet.hatta filmde hiçbir önemi yok. ama bence bunun michelangelo'nun davut'una don giydirmekten hiçbir farkı yoktur. çünkü bir eserin bütünlüğü önemlidir.
hadi bu olayın sanatsal ya da emek boyutunu geçtim. ama düşününce bile bu olaya bir anlam veremiyorum. hadi sen orda kürt kelimesini sansürledin noldu? kürt sorunu bitti mi?? dünyada kürtler yaşamıyor mu?? kafasını kuma gömen devekuşu misali...
neyse uzatmıyım... gereksiz bir konu. türkiyenin kanalında küçük bir sansür olayı... sansür heryerde zaten...
dün gece trt2 de izledim 'kirazın tadı'nı... bu filmde çoğu izleyicinin gözünden kaçabilecek çok önemli ve küçük bir ayrıntı vardı. açıklıyım...
efendim filmde kahramanımızın arabaya aldığı bir asker vardı. trt'nin dublajına göre bu asker kendisinin azeri olduğunu söylüyordu. buraya kadar herşey normal. tabi filmin orjinalinde askerin kürt olduğunu bilmiyorsanız... evet, trt aslında ben kürdüm diyen askeri azeri olarak tanıtıyordu biz sinemaseverlere...
bir film özgün bir sanat eseridir. bir tablo gibi, ya da bir heykel gibi. bu eseri halka gösteren kişi ya da kurumun bu eserin en ufak bir yerini değiştirmesine hakkı yoktur. madem değiştirceksin göstermezsin.
kürt yerine azeri demek küçük bir ayrıntı,evet.hatta filmde hiçbir önemi yok. ama bence bunun michelangelo'nun davut'una don giydirmekten hiçbir farkı yoktur. çünkü bir eserin bütünlüğü önemlidir.
hadi bu olayın sanatsal ya da emek boyutunu geçtim. ama düşününce bile bu olaya bir anlam veremiyorum. hadi sen orda kürt kelimesini sansürledin noldu? kürt sorunu bitti mi?? dünyada kürtler yaşamıyor mu?? kafasını kuma gömen devekuşu misali...
neyse uzatmıyım... gereksiz bir konu. türkiyenin kanalında küçük bir sansür olayı... sansür heryerde zaten...
kirazın tadı - abbas kiorastami
bugün yaz okulunun ilk finaline girdim efendim... sınav iyi geçmedi haliyle... sebep neydi peki?? sebep postun başlığında.
şöyle ki dün uzun zamandır izlemek istediğim abbas kiorastami'den kirazın tadı (orjinal adı ta'm e guilass) adlı film vardı trt'de. trt'nin yayınıyla ilgili bazı söyleyeceklerim var ama o bir daha ki posta... neyse biz geçelim filme...
filmi değerlendirmeden önce iran sineması ve abbas kiorastami ile ilgili birkaç söylemek isterim. efendim çoğu film eleştirmenleri şunu savunur. avrupa ve hollywood sineması 70'ler ve 80'ler bir senaryo sıkıntısı, bir tıkanma yaşamıştır. bu dönemde dünya sinemasında doğu kültüründen beslenen bir sinema arayışı belirdi. daha önce hindistanın dindirdiği bu arayışı bu dönemde sivrilen iran sineması yapmıştır ve hala günümüzde de yapmaya devam etmiştir. tabi bu dönemde iran sinemasına rakip olabilecek niteliklere sahip türk sineması erotizme yönelerek safdışı kalmıştır o ayrı bir konu... işte bu dönemde iran sinemasının yükselmesine en büyük katkıda bulunan yönetmenlerdendir abbas kiorastami... bir çok başyapıta imza atmıştır ve benim sevdiğim yönetmenlerdendir.
kirazın tadı ise kiorastami'nin ulaştığı en üst nokta olarak kabul edilir ki bu film kendisine cannes'dan altın palmiye getirmiştir 1997 yılında... bu filmle ilgili değerlendirmeme geçmeden önce izlemediyseniz bu filmi mutlaka izlemenizi öneririm...bir de izlemediyseniz yazının devamını okumayın, yoğun spoiler var çünkü... hatta filmi izledikten sonra okuyup yorumlarınızı paylaşırsanız daha bir mutlu olurum... evet...
************************************************
film intihara karar veren bir adamın öldükten sonra cansız bedenini gömücek birini aramasını anlatıyor...neredeyse gerçek zamanlı ilerlemesi manidar bence. kiorastami sinemasının en önemli özelliklerinden gerçeklik... kiorastami der ki 'benim inanmadığım bir şeyi, seyircinin inanmasını bekleyemem.' işte bu yüzden filmin gerçek zamanlı olması bizi film zamanından çıkartıp gerçekliğe, adamın hayatına yönlendiriyor.
film boyunca adam tozlu topraklı yollarda arabasıyla gezip, yabancıları arabasını alıyor ve onlara para karşılığında kendisini gömmelerini teklif ediyor. gezdi yolların tozlu topraklı olması toprağa dönme isteğini simgeliyor bence. yamaçtan aşağı dökülen toprağın düşüşünü izleyip dalması bunu kanıtlıyor....
sürekli arabalarına aldığı insanları ikna etmeye çalışmasını izliyoruz adamın. bir asker, bi ilahiyat öğrencisini dil dökerek ikna etmeye çalışıyor. sürekli kendi konuşuyor, yani konuşmayı yönlendiriyor. asıl ilginç olan en son arabasına binen türk öğretmenin teklifini kabul ettikten sonra hiç konuşmaması ve öğretmenin sürekli konuşması, onu kararından vazgeçirmek için ikna etmeye çalışması... yani konuşmanın kontrolünü ona vermesi. ben burdan şunu çıkardım. intihar eden insan ne olursa olsun onu hayata bağlıcak, kararından vazgeçirecek birşeyler arar. aslında adamın arayışı kendi gömücek biri için değil, kendini vazgeçirecek biri arıyor kahramanımız...kararını gözden geçirmesini sağlıcak biri yani. zaten adamı arabadan indirdikten sonra aniden geri dönüp onla konuşmaya çalışması da bunu gösteriyor...
teklifi kabul eden öğretmenin bu teklifi ölmek üzere olan oğlunun tedavi masrafları için kabul etmesi hayat döngüsünü vurguluyor. yani birilerin ölümü, birilerinin yaşamı...
son olarak kafaları karıştıran filmin sonu için birkaç bişi söylemek istiyorum.bazıları filmin sonunu 'bu sadece bir film, o adam ölmedi, hatta o adam olmadı bile.film bitti hadi kalkın' diye yorumlayabilir. ama bence öyle değil. aslında bu düşünce kiorastami'nin anlatmak istediğinin tamamen zıttı. kiorastami bence burda 'evet bu gerçekliği ben yaratıyorum, siz buna inanmıyorsunuz. ama hayatta bunlar oluyor' demek istiyor. yani gerçekliği yaratma aşamasını göstererek hayatta böyle şeylerin varolduğunu vurguluyor. yani bu izledikleriniz gerçek değil ama hisleriniz ya da bu olayın gerçek olduğunu düşünmeniz,gerçekliğini hissetmeniz gerçek... tam anlatamadım ama umarım demek istediğimi anlamışsınızdır. anlatmak için son bir deneme daha... burda önemli olan kahramanın ölmesi ya da yaşaması değil, asıl önemli olan bunu merak etmek...
yazımı türk öğretmenin kahramanımıza söylediği bir sözle bitirmek istiyorum. 'sağdan gidelim evlat. yol biraz daha taşlı ama daha güzel.' yani hayata sarıl, pes edip bırakmaktan daha zor ama mücadele etmeye devam et...
**************************************************
şöyle ki dün uzun zamandır izlemek istediğim abbas kiorastami'den kirazın tadı (orjinal adı ta'm e guilass) adlı film vardı trt'de. trt'nin yayınıyla ilgili bazı söyleyeceklerim var ama o bir daha ki posta... neyse biz geçelim filme...
filmi değerlendirmeden önce iran sineması ve abbas kiorastami ile ilgili birkaç söylemek isterim. efendim çoğu film eleştirmenleri şunu savunur. avrupa ve hollywood sineması 70'ler ve 80'ler bir senaryo sıkıntısı, bir tıkanma yaşamıştır. bu dönemde dünya sinemasında doğu kültüründen beslenen bir sinema arayışı belirdi. daha önce hindistanın dindirdiği bu arayışı bu dönemde sivrilen iran sineması yapmıştır ve hala günümüzde de yapmaya devam etmiştir. tabi bu dönemde iran sinemasına rakip olabilecek niteliklere sahip türk sineması erotizme yönelerek safdışı kalmıştır o ayrı bir konu... işte bu dönemde iran sinemasının yükselmesine en büyük katkıda bulunan yönetmenlerdendir abbas kiorastami... bir çok başyapıta imza atmıştır ve benim sevdiğim yönetmenlerdendir.
kirazın tadı ise kiorastami'nin ulaştığı en üst nokta olarak kabul edilir ki bu film kendisine cannes'dan altın palmiye getirmiştir 1997 yılında... bu filmle ilgili değerlendirmeme geçmeden önce izlemediyseniz bu filmi mutlaka izlemenizi öneririm...bir de izlemediyseniz yazının devamını okumayın, yoğun spoiler var çünkü... hatta filmi izledikten sonra okuyup yorumlarınızı paylaşırsanız daha bir mutlu olurum... evet...
************************************************
film intihara karar veren bir adamın öldükten sonra cansız bedenini gömücek birini aramasını anlatıyor...neredeyse gerçek zamanlı ilerlemesi manidar bence. kiorastami sinemasının en önemli özelliklerinden gerçeklik... kiorastami der ki 'benim inanmadığım bir şeyi, seyircinin inanmasını bekleyemem.' işte bu yüzden filmin gerçek zamanlı olması bizi film zamanından çıkartıp gerçekliğe, adamın hayatına yönlendiriyor.
film boyunca adam tozlu topraklı yollarda arabasıyla gezip, yabancıları arabasını alıyor ve onlara para karşılığında kendisini gömmelerini teklif ediyor. gezdi yolların tozlu topraklı olması toprağa dönme isteğini simgeliyor bence. yamaçtan aşağı dökülen toprağın düşüşünü izleyip dalması bunu kanıtlıyor....
sürekli arabalarına aldığı insanları ikna etmeye çalışmasını izliyoruz adamın. bir asker, bi ilahiyat öğrencisini dil dökerek ikna etmeye çalışıyor. sürekli kendi konuşuyor, yani konuşmayı yönlendiriyor. asıl ilginç olan en son arabasına binen türk öğretmenin teklifini kabul ettikten sonra hiç konuşmaması ve öğretmenin sürekli konuşması, onu kararından vazgeçirmek için ikna etmeye çalışması... yani konuşmanın kontrolünü ona vermesi. ben burdan şunu çıkardım. intihar eden insan ne olursa olsun onu hayata bağlıcak, kararından vazgeçirecek birşeyler arar. aslında adamın arayışı kendi gömücek biri için değil, kendini vazgeçirecek biri arıyor kahramanımız...kararını gözden geçirmesini sağlıcak biri yani. zaten adamı arabadan indirdikten sonra aniden geri dönüp onla konuşmaya çalışması da bunu gösteriyor...
teklifi kabul eden öğretmenin bu teklifi ölmek üzere olan oğlunun tedavi masrafları için kabul etmesi hayat döngüsünü vurguluyor. yani birilerin ölümü, birilerinin yaşamı...
son olarak kafaları karıştıran filmin sonu için birkaç bişi söylemek istiyorum.bazıları filmin sonunu 'bu sadece bir film, o adam ölmedi, hatta o adam olmadı bile.film bitti hadi kalkın' diye yorumlayabilir. ama bence öyle değil. aslında bu düşünce kiorastami'nin anlatmak istediğinin tamamen zıttı. kiorastami bence burda 'evet bu gerçekliği ben yaratıyorum, siz buna inanmıyorsunuz. ama hayatta bunlar oluyor' demek istiyor. yani gerçekliği yaratma aşamasını göstererek hayatta böyle şeylerin varolduğunu vurguluyor. yani bu izledikleriniz gerçek değil ama hisleriniz ya da bu olayın gerçek olduğunu düşünmeniz,gerçekliğini hissetmeniz gerçek... tam anlatamadım ama umarım demek istediğimi anlamışsınızdır. anlatmak için son bir deneme daha... burda önemli olan kahramanın ölmesi ya da yaşaması değil, asıl önemli olan bunu merak etmek...
yazımı türk öğretmenin kahramanımıza söylediği bir sözle bitirmek istiyorum. 'sağdan gidelim evlat. yol biraz daha taşlı ama daha güzel.' yani hayata sarıl, pes edip bırakmaktan daha zor ama mücadele etmeye devam et...
**************************************************
17 Temmuz 2008
john lennon-working class hero...
sadece bir şarkı değil... ders olarak okutulmalı bu sözler...
as soon as you're born they make you feel small
by giving you no time instead of it all
till the pain is so big you feel nothing at all
a working class hero is something to be
they hurt you at home and they hit you at school
they hate you if you're clever and they despise a fool
till you're so fucking crazy you can't follow their rules
when they've tortured and scared you for twenty odd years
then they expect you to pick a career
when you can't really function you're so full of fear
keep you doped with religion and sex and tv
and you think you're so clever and classless and free
but you're still fucking peasants as far as i can see
there's room at the top they are telling you still
but first you must learn how to smile as you kill
if you want to be like the folks on the hill
if you want to be a hero well just follow me
as soon as you're born they make you feel small
by giving you no time instead of it all
till the pain is so big you feel nothing at all
a working class hero is something to be
they hurt you at home and they hit you at school
they hate you if you're clever and they despise a fool
till you're so fucking crazy you can't follow their rules
when they've tortured and scared you for twenty odd years
then they expect you to pick a career
when you can't really function you're so full of fear
keep you doped with religion and sex and tv
and you think you're so clever and classless and free
but you're still fucking peasants as far as i can see
there's room at the top they are telling you still
but first you must learn how to smile as you kill
if you want to be like the folks on the hill
if you want to be a hero well just follow me
15 Temmuz 2008
Odtü Kısa Film Festivali 2008
Odtü Kısa Film Festivali... Odtü Sinema Topluluğu olarak düzenliyoruz bu sene ekim ayında...
Uzun zamandır oldukça emek verdiğimi söyleyebilirim.... Kolay gibi görülebilir düzenlemek. Ama değil. Hele Odtü'de düzenliyorsanız. Çünkü bazı değerleri vardır Odtü'nün... Bu değerleri yıkamazsınız. Bu yüzden ücretsiz ve sponsorsuz bir festival düzenliyoruz... Rektörlük de pek yardımcı olmayınca pek çok engel çıkıyor...
Neyse acındırmak değildi amacım kendimi... Sadece festival düzenlediğimizi duyurucaktım... Biliyorum pek okuyan yok şu an blogu ama olsun. Ben buraya da yazıyım da belki okuyanlar ilgi gösterir, ya da etrafında ilgi gösterenlere söylerler... Hemen geçiyim duyuruya.
*********************************
Odtü Sinema Topluluğu olarak, 22-25 Ekim 2008 tarihleri arasında yarışmalı ve yarışmasız kısımları olan bir kısa film festivali düzenliyoruz.
Çağrı metni;
Odtü Kısa Film Festivali, Kısa Film Günlerinden sonra tekrar düzenleniyor!
Festival 2 bölümden oluşuyor. İlk bölüm ulusal yarışma bölümü... Tür kısıtlaması olmaksızın 'ŞEHİR' temalı kısa filmlerinizi gönderebilirsiniz... Türkiye'nin sayılı akademisyenlerinden oluşan jüri üyeleri...
Ahmet İnam (ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı)
Tayfun Pirselimoğlu (Yönetmen-Yazar-Ressam)
Jale Erzen (ODTÜ Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi )
Önder Şenyapılı(ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi)
Ruken Öztürk(Ankara Üni. Sinema-TV Bölümü Öğretim Üyesi)
Oğuz Onaran ( Ankara Üni. Sinema-TV Bölümü Öğretim Üyesi)
İkinci bölüm ise yarışma dışı gösterim bölümü. Bu bölümde tür ve konu kısıtlaması yok... Ön eleme yok... Süre kısıtlaması yok... Tüm kısa filmlerinizi gönderebilirsiniz...
Son başvuru tarihi 29 Eylül... Acele edin...
Ayrıntılı bilgi için:
internet adresimiz http://www.sinema.metu.edu.tr/
facebook grubumuz http://www.facebook.com/topic.php?uid=26484038697&topic=5034
ODTÜ SİNEMA TOPLULUĞU
Uzun zamandır oldukça emek verdiğimi söyleyebilirim.... Kolay gibi görülebilir düzenlemek. Ama değil. Hele Odtü'de düzenliyorsanız. Çünkü bazı değerleri vardır Odtü'nün... Bu değerleri yıkamazsınız. Bu yüzden ücretsiz ve sponsorsuz bir festival düzenliyoruz... Rektörlük de pek yardımcı olmayınca pek çok engel çıkıyor...
Neyse acındırmak değildi amacım kendimi... Sadece festival düzenlediğimizi duyurucaktım... Biliyorum pek okuyan yok şu an blogu ama olsun. Ben buraya da yazıyım da belki okuyanlar ilgi gösterir, ya da etrafında ilgi gösterenlere söylerler... Hemen geçiyim duyuruya.
*********************************
Odtü Sinema Topluluğu olarak, 22-25 Ekim 2008 tarihleri arasında yarışmalı ve yarışmasız kısımları olan bir kısa film festivali düzenliyoruz.
Çağrı metni;
Odtü Kısa Film Festivali, Kısa Film Günlerinden sonra tekrar düzenleniyor!
Festival 2 bölümden oluşuyor. İlk bölüm ulusal yarışma bölümü... Tür kısıtlaması olmaksızın 'ŞEHİR' temalı kısa filmlerinizi gönderebilirsiniz... Türkiye'nin sayılı akademisyenlerinden oluşan jüri üyeleri...
Ahmet İnam (ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı)
Tayfun Pirselimoğlu (Yönetmen-Yazar-Ressam)
Jale Erzen (ODTÜ Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi )
Önder Şenyapılı(ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi)
Ruken Öztürk(Ankara Üni. Sinema-TV Bölümü Öğretim Üyesi)
Oğuz Onaran ( Ankara Üni. Sinema-TV Bölümü Öğretim Üyesi)
İkinci bölüm ise yarışma dışı gösterim bölümü. Bu bölümde tür ve konu kısıtlaması yok... Ön eleme yok... Süre kısıtlaması yok... Tüm kısa filmlerinizi gönderebilirsiniz...
Son başvuru tarihi 29 Eylül... Acele edin...
Ayrıntılı bilgi için:
internet adresimiz http://www.sinema.metu.edu.tr/
facebook grubumuz http://www.facebook.com/topic.php?uid=26484038697&topic=5034
ODTÜ SİNEMA TOPLULUĞU
Etiketler:
festival,
Odtü Kısa film Festivali,
sinema
14 Temmuz 2008
ben olsam...
Ben John Lennon'ın oğlu olsam, unkapanından türkü kasedi çıkarırdım.
Ben Juliette Binoche'un oğlu olsam, fox tv'de bir dizide başrol oynardım.
Ben Luis Bunuel'in oğlu olsam, fox tv'de bir dizi çekerdim.
Ben Maradona'nın oğlu olsam, sokakta top oynayan çocuklara 'kesiyim mi lan topunuzu' diye bağırırdım.
Ben Van Gogh'un oğlu olsam, resim derslerinde kuşları 'm' şeklinde çizerdim.
Ben Tolkien'in oğlu olsam, okuyacağım tek üçleme Cin Ali üçlemesi olurdu.
Ben Mozart'ın oğlu olsam, ıslıkla İsmail Yk. çalardım.
Ben Einstein'ın oğlu olsam, lisede fizik derslerini ekip internet kafeye giderdim.
Ben kendi oğlum olsam, babamla gurur duyardım...
not: sıkıldım lan...
Ben Juliette Binoche'un oğlu olsam, fox tv'de bir dizide başrol oynardım.
Ben Luis Bunuel'in oğlu olsam, fox tv'de bir dizi çekerdim.
Ben Maradona'nın oğlu olsam, sokakta top oynayan çocuklara 'kesiyim mi lan topunuzu' diye bağırırdım.
Ben Van Gogh'un oğlu olsam, resim derslerinde kuşları 'm' şeklinde çizerdim.
Ben Tolkien'in oğlu olsam, okuyacağım tek üçleme Cin Ali üçlemesi olurdu.
Ben Mozart'ın oğlu olsam, ıslıkla İsmail Yk. çalardım.
Ben Einstein'ın oğlu olsam, lisede fizik derslerini ekip internet kafeye giderdim.
Ben kendi oğlum olsam, babamla gurur duyardım...
not: sıkıldım lan...
12 Temmuz 2008
syd barrett...üstat...

Bu yazıyı aslında dün yazıcaktım... Şu an dinlediğim şarkıları aslında dün dinleyecektim... Ama hastanelerde sürünmemden dolayı, ölümünden 2 yıl 1 gün sonra anıyorum büyük insanı.
Hakkında söylenebilecek o kadar çok şey var ki. Nerden başlasam bilmiyorum. Aklıma ölüm haberini ilk aldığım zaman geliyor. Bir temmuz günü, İzmir'in sıcağında kavrulurken öğrendim... Ekşi sözlüğe girdiğimde Syd Barrett başlığında bir sürü yazı vardı. Hakkında bu kadar entry girilince öldü sandım... Ve gerçekten ölmüştü...
Syd Barrett'ın benim için neler ifade ettiğini tam olarak anlatamam heralde. Öldüğünü öğrendiğimde hissettiklerimi de... Sonuçta müziği yıllar önce bırakmış, kendi odasından dışarı çıkmayan biriydi. Dehasını gösteremiyordu bize. Müzik anlamında çoktan ölmüştü. Ama onun orda bir yerlerde hala nefes aldığını bilmek, belki de aklında hala notaların uçuştuğunu bilmek bile yetiyordu, biz hayranlarına... Ya da sadece bana...
Yazıyı daha fazla uzatmak gelmiyor içimden...
Wish you were here, you crazy diamond...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)